← Tüm yazılar

2025’i kapatıp, 2026’yı beklerken :)

Yılın son yazısı vesilesiyle, 2025 yılı içerisinde başladığım bu bültende neler yazmışım, nelerden bahsetmişim diye şöyle bir dönüp baktım.

Yılın son yazısı vesilesiyle, 2025 yılı içerisinde başladığım bu bültende neler yazmışım, nelerden bahsetmişim diye şöyle bir dönüp baktım.

Aslında Web3 dünyasını pek bilmeyen, merak eden, öğrenmek isteyenler için çok temel bir “nedir, ne değildir?” yaklaşımıyla başlayan bu seri, zamanla kendi içinde evrilmiş. NFT’den DeFi’a, DAO’dan tokenizasyona kadar pek çok konuya değinmişim. Bu başlıkların bir kısmını da özellikle geleneksel / kurumsal iş hayatına dokundukları yerlerden ayrıca ele almışım.

Bitcoin’in ortaya çıkış hikâyesinden Bitcoin Pizza Günü’ne, gerçek dünya varlıklarından Web3 kültürünün temel taşlarından biri olan etkinliklere kadar uzanan bir ilk sezon yazmışım. İlk sezonu da bir #KriptoCuma hikâyesiyle kapatmışım.

İkinci sezonda ise temel tanımların biraz daha ötesine geçip, hayatlarımıza dokunan ya da dokunmaya çalışan fikirler ve bunların uygulandığı projelere doğru ilerlemişim. Tokenizasyondan katılım ekonomisine, stablecoin’lerden bu varlıkların geleneksel finansta nasıl bir altyapı dönüşümüne işaret ettiğine kadar gelmişim.

Zaman zaman blokzincir / Web3 manifestosundan ve felsefesinden bahsederken, kendimi bir anda “code is law” derken; hemen ardından da “peki o zaman kodu kim denetliyor?” diye sorarken bulmuşum. Bu soru da ister istemez kafamda eski günlere dair bir ışık yakmış. Tozlu raflardan “güvenlik” şapkamı çıkarıp, Web3 güvenliği; bildiğimiz güvenlik anlayışıyla farkları ve ortak noktaları üzerine küçük bir mini seriyle ikinci sezonu noktalamışım.

Uzun yılların kurumsal tecrübesi, süreçler, onaylar, kontroller… İnsan kendine bambaşka bir rota çizse de bunlar öyle bir anda silinip gitmiyor.

Bu bülten, Web3 nedir ne değildir sorularıyla başlarken; zamanla hem geleneksel ve kurumsal iş dünyasında, hem de Web3 / blokzincir ekosisteminde edindiğim tecrübeleri yazarken daha derinlemesine düşünüp sentezleyebildiğim bir alana dönüştü. Kurumsal dünyadaki güvenlik ve “ayakların yere sağlam basması” hissini de; blokzincir dünyasındaki heyecanı ve hiç bitmeyecekmiş gibi duran FOMO duygusunu da bizzat tecrübe etmiştim ne de olsa.

Bir yandan yazarken, bir yandan düşünürken; Web3 dünyasının da içine girdiğim ilk günden bu yana ne kadar olgunlaştığını fark ettim. Taşların yavaş yavaş yerine oturduğunu, bu teknolojinin bir gün kullandığımız pek çok sistemin altyapısını oluşturacağına dair inancım devam ederken; her gün bir yenisi çıkan ağların, L1’lerin, L2’lerin bu resimde ne kadar sürdürülebilir bir yer kapladığını da sorguladım.

İşin manifestosu, felsefesi ve ortaya çıkış sebebi hâlâ çok anlamlı. Ancak Web3’ün “özgürlük” vaadinin herkes için sürdürülebilir olmadığını; kodun kurallarda kesinlik ve eşitlik sağlasa da güvenlik için tek başına yeterli olmadığını; merkeziyetsizliğin de sorumluluktan bir kaçış yolu olamayacağını farklı yazılarda uzun uzun ele aldım.

2026’ya girerken bu hislerimde büyük bir değişiklik yok. Hatta yazdıkça, düşündükçe daha da netleştiklerini söyleyebilirim.

2026’da Web3 / blokzincir / kripto dünyası için umarım bambaşka konuları, bambaşka gelişmeleri, bambaşka kullanım alanlarını ve hayatımıza dokunduğu çok daha somut noktaları konuşur ve yazarız.

2025 boyunca yazdıklarımı okuduğunuz, yorumladığınız ve benimle bu yolculuğa eşlik ettiğiniz için çok teşekkür ederim.

Herkese; bol teknolojili ama hayatı da ıskalamadan geçen, keyifli, heyecanlı, sağlıklı bir 2026 diliyorum.

Sonraki sezonlarda görüşmek üzere.