← Tüm yazılar

Katılım Ekonomisinin İlk Adımları

Son yıllarda spor ve eğlence dünyasında sıkça duyduğumuz kavramlardan biri “fan engagement” oldu. Web3 sayesinde taraftarlara kulübünü, ya da hayranlara hayranı olduğu sanatçıyı…

Son yıllarda spor ve eğlence dünyasında sıkça duyduğumuz kavramlardan biri “fan engagement” oldu. Web3 sayesinde taraftarlara kulübünü, ya da hayranlara hayranı olduğu sanatçıyı destekleme ve finansmana katılma imkânı sunan modeller yaratıldı.

Bunların ilk örneklerinden olan “fan token”lar ilk çıktığında büyük bir heyecan yarattı. Ancak, fikir olarak gerçekten yaratıcı olmakla birlikte, zaman içinde gördük ki bu model, uygulama ve taraftarın sürece dahil edilmesi noktalarında çoğunlukla tek yönlü kaldı:

Taraftar sadece finansmana katkı sağlayan oldu, ancak gerçek bir söz hakkı olamadı ya da amaçlanan çift yönlü etkileşim yaratılamadı.

Marc Baumann an’ın “The Future of Fan Engagement” raporunda vurguladığı gibi, geleceğin modeli işte bu yüzden çift yönlü katılım üzerine kurulu. Yani taraftar sadece izleyici ya da tüketici olarak kalmıyor; aynı zamanda karar süreçlerinde oy kullanan, yaratıcı içeriklere katkıda bulunan ve gerektiğinde yatırımcıya dönüşen bir aktör haline geliyor.

Deneyimden Katılıma Geçiş Bambaşka bir açıdan da eğlence sektörüne bakılabilir. Yine Marc Bauman’ın “New Entertainment Economy” raporunda da ele aldığı üzere, eğlence sektörü 2024’te yaklaşık 2,9 trilyon dolarlık bir büyüklüğe ulaştı. Buna rağmen yaratıcıların aldığı pay oldukça sınırlı.

Örneğin müzik sektöründe yüz milyonlarca sanatçı var ama sadece %4’ten azı sürdürülebilir gelir elde edebiliyor. 2024’te müzikten elde edilen 43 milyar doların yalnızca 5 milyarı sanatçıların cebine girdi. Geri kalan büyük pay stüdyolar, yapımcılar ve platformlarda kaldı.

Bu tablo, aslında fan token modelinin de neden sürdürülebilir olmadığını açıklıyor: hem eğlence hem de taraftar dünyasında, konu teknolojiden biraz bağımsız, sistem hâlâ tek yönlü çalışıyor. Taraftarın ya da hayranların rolü yalnızca “finansman sağlamak” ile sınırlı kaldığında, yaratıcı/oyuncu ile tüketici arasındaki mesafe ne yazık ki kapanmıyor. Hem taraftarın/hayranların hem de yaratıcının/sanatçının/oyuncunun daha aktif bir şekilde dahil olabildiği sistemler gerekiyor.

app.leonardo.ai Yeni Beklenti: Çift Yönlü İlişki Bugünün genç kuşakları, özellikle Gen Z, pasif izleyici olmayı kabul etmiyor. Onlar sadece bir konser bileti almak ya da maç izlemek istemiyor; şarkının prodüksiyonunda payı olsun, filmin bütçesine katkı sunsun, kulübün kararlarında söz sahibi olsun istiyor. Kısacası “benim de payım var” diyebilmek istiyor.

“Fan engagement”ın bir sonraki adımı işte tam olarak da bu düzende bir değişiklik yapmak ve yeni bir düzene katkıda bulunmak üzerine gelişiyor:

Sahiplik ve katılımın gerçek olduğu bir düzen. Sadece tüketen değil, aynı zamanda üreten ve ortak olan bir topluluk modeli.

“Fan token”ların en çok odaklandığı spor dalı olan futbol özelinde de benzer bir dönüşüm yaşanıyor. Bugüne kadar taraftarın rolü çoğunlukla “tribünde desteklemek” ya da “kulüp ürünlerini satın almak” ile sınırlıydı. Oysa bugün yeni modeller, taraftara sadece izleyici değil, aynı zamanda yatırımcı ve ortak olma imkânı sunuyor.

Örneğin The Project Scout, taraftarın bir futbolcunun geleceğinde söz sahibi olabileceği, yalnızca destekleyen değil aynı zamanda yatırımcıya dönüşebileceği yeni bir yaklaşımı işaret ediyor.

Stratejik Perspektif Bu noktada önemli bir detay var: Marc Bauman, bu konuyu tek bir raporda bırakmadı; “Future of Fan Engagement” ve “New Entertainment Economy” raporları birbirini tamamlayan şekilde yayımlandı. Bu da aslında ekosistemde bu konunun geçici bir trendden çok daha ciddiye alındığına işaret ediyor. Raporların içerikleri de, aslında bu başlıkların gerçek birer stratejik dönüşüm alanı olduğunu gösteriyor.

Üstelik her iki raporun da sponsorları arasında Avalanche var. Bu da büyük blokzincir ekosistemlerinin eğlence ve taraftar ekonomisini stratejik öncelik olarak gördüğünü, yalnızca teknolojik altyapı değil, kültürel ve ekonomik modellerin geleceğini de şekillendirmek istediklerini ortaya koyuyor.

Rakamlar da bu yönelimi destekliyor: fan token projelerinde yapılan anketlere göre token sahiplerinin yalnızca yarısı oylamalara katılıyor. Katılım sınırlı kalıyor çünkü model tek yönlü. Buna karşılık KPMG ve Deloitte’un araştırmalarında Gen Z’nin %70’inden fazlası “deneyime yatırım yapmayı” somut tüketimden daha değerli buluyor. Yani beklenti çok net: izleyici değil, katılımcı olmak.

“Fan token”lar, her ne kadar sınırlı kalsa da, aslında bu dönüşümün ilk işaretiydi. Ancak gerçek katılım için bir adım daha ileriye gitmek gerekiyor. Taraftarın sadece finansman sağlayan değil, çift yönlü ilişki kuran, üretime ve karara katılan bir aktör haline gelmesi kaçınılmaz görünüyor.

Ve bu sadece kültürel bir beklenti değil; büyük fonların, blokzincir ekosistemlerinin ve yatırımcıların yöneldiği stratejik bir alan. “Fan engagement” ile başlayan yolculuk, önümüzdeki yıllarda milyarlarca dolarlık yeni bir katılım ekonomisine evrilecek.

Önümüzdeki hafta bu dönüşümün eğlence ve spor dünyasında gerçek uygulamalara nasıl yansıdığına, film, müzik ve spor projelerinde ortaya çıkan somut örneklere bakacağız.