← Tüm yazılar

Veri mülkiyetinin geleceği

Bu bültenin en başından beri teması aslında dijital dünyada bize verilen içeriğin alıcısı olmaktan, üreticisi olmaya, oradan da sahibi olmaya ilerleyen yol.

Bu bültenin en başından beri teması aslında dijital dünyada bize verilen içeriğin alıcısı olmaktan, üreticisi olmaya, oradan da sahibi olmaya ilerleyen yol.

Web3 teknolojisinin hayatımıza dokunabileceği pek çok nokta var; bazıları için devrim niteliğinde değişimler vaat ediyor. Dünya ekonomisi, yönetim dengeleri gibi konularda herkesin kendi gerçeğini yazabildiği günümüzde, tamamen şeffaflık içeren bir yapı sunma iddiasında.

Bu vaatlerin her birine ileride teker teker değinmeyi planlıyorum, fakat bugün bu vaatlerin farklı bir yanına bakalım istiyorum.

Web2 dönüşümüyle hayatımıza giren sosyal medya uygulamaları sayesinde herkes kendi içeriğini üretir oldu. Ve tüm bu katkı ile gün içerisinde akışı aşağıya doğru kaydırmaktan kendimizi alamadığımız, bir çeşit bağımlılık yaratan uygulamalar doğdu. Black Mirror’ın Nosedive bölümünde gördüğümüz hayata her gün biraz daha yaklaşıyoruz, oradaki distopya bize her geçen gün daha tanıdık geliyor.

Web3 dünyasının hayatımızın merkezine oturmuş bu sosyal medya uygulamalarına bakışı ise, verinin sahipliği ve mülkiyeti üzerinden şekilleniyor.

Web3 ile Veri Üzerindeki Kontrol Gerçekten Bizde mi? Bugün dijital kimliğimiz platformlara ait. Instagram hesaplarımız, varsa YouTube kanalı, X (Twitter) profillerimiz… Hepsi merkezi yapılar tarafından kontrol ediliyor. İçeriği üreten, paylaşımı yapan bizler olsak da, ürettiğimiz içeriğin mülkiyeti platformun elinde. Hesabınız bir kural ihlali gerekçesiyle kapatılabilir ya da algoritmalar sizi tamamen görünmez kılabilir.

Web3’ün temel iddiası ise bu durumu değiştirmek: Paylaştığımız veriyi, içeriği, dijital kimliğimizi platformlardan bağımsız şekilde yönetebilmek.

Bugün buna yönelik birkaç örnek:

🔹 Lens Protocol : Merkeziyetsiz sosyal medya. Takipçi listeniz, paylaşımlarınız blokzincir üzerinde sizin cüzdanınıza bağlı. Destekleyen her platformda onları yanınıza alabiliyorsunuz.

🔹 Ethereum Name Service (ENS): Kolay hatırlanabilir kişiselleştirilmiş isimlerle, blokzincir kimliğinizi kendi sahipliğinizde tutabilme imkânı.

🔹 Friend.tech, DeSo gibi platformlar: Platform bağımsız sosyal deneyim ve gelir modeli sunmayı hedefliyor.

🔹 Moseiki Web3 tabanlı, veri sahipliğini elinizde tuttuğunuz bir sosyal medya deneyiminin yapay zeka desteği ile şekillendirilmiş hali.

Fark Nerede? Beğeniye ve takipçiye dayalı algoritmalar Web3 uygulamalarında da olacak elbette. Ancak fark şurada:

Bugün merkezi platformlarda içerik üretiyor, topluluk kuruyor ama her şeyi o platformun insafına bırakıyoruz. Web3 bu gücü bireyselleştiriyor:

İçeriğiniz size ait, platform kapanırsa içerik silinmiyor. Topluluğunuzu zincir üzerinde farklı platformlara taşıyabiliyorsunuz. Doğrudan gelir modelleri ile aracı kurumlara bağımlı kalmıyorsunuz.

Nosedive distopyasında asıl korkutucu olan, sistemin dışına çıkamamak. Web3 kültürü tamamen değiştirmiyor belki, ama en azından işin bir ucundan tutup sistemi kullanıcı lehine esnetmeyi öneriyor.

Platformlar değişse bile sizin kimliğiniz, içeriğiniz ve topluluğunuz elinizde kalıyor.

Kısacası sosyal medya kültürünün etkilerini değiştirmek Web3’e değil, bizlere kalmış durumda. Ancak Web3 en azından size sahip olduğunuz veriler üzerindeki kontrol gücünü geri veriyor.

Web3 sizce gerçekten bireylere veri mülkiyeti ve kontrol gücünü kazandırabilir mi, yoksa uzun vadede merkezi yapılara benzer mi hâle gelir? Görüşlerinizi merak ediyorum!