İnsanlar Markanızı Değil, Sorularının Yanıtlarını Arıyor
YZ'nin sizin kişisel ya da ürün markanızı bilmesi, anlaması ve tavsiye edebilmesi oldukça önemli bir konu haline geliyor. Yıllarca SEO'da üst sıralara çıkma uğraşı varken, artık konu GEO.
Bir süredir hem kendim, kendi kişisel markam hem de birlikte çalıştığım projeler için üzerinde çalıştığım bir konu var: YZ Görünürlüğü (AI Visibility).
YZ’nin sizin kişisel ya da ürün markanızı bilmesi, anlaması ve tavsiye edebilmesi oldukça önemli bir konu haline geliyor. Yıllarca SEO’da üst sıralara çıkma uğraşı varken, artık konu GEO (Generative Engine Optimization).
Çözdüğünüz problem, yaptığınız iş, iyi olduğunuz konu her neyse, YZ modellerinin bunu bilip bu konuda arama yapan ya da soru soran kişilere sizden bahsedebilmesi, markanızı tanıtmak için nispeten yeni ve çok katmanlı bir konu.
Öncelikle modellerin markanız hakkında en fazla bilgiyi edinebilmesi ve sizi anlayabilmesi gerekiyor. Bu da görsel olarak göze hoş gelen sayfa tasarımlarından çok, markanızı anlatan metin tabanlı yapılardan oluşuyor. Ayrıca sayfanızın YZ botlarının arama yapmasına ve eğitilmesine açık bir altyapıda barındırılması gerekiyor. Ama bunlar tek başına yetmiyor; internette başkaları tarafından sizinle ilgili ne yazıldığı da önem taşımaya başlıyor.
Dediğim gibi bu oldukça çok katmanlı bir konu. Markanızdan bahsederken, hem insanların hem de modellerin botlar aracılığıyla ulaşabileceği, sizi anlayabileceği ve tanıyabileceği, sayfanızdan sosyal medyanıza, makalelerden haberlere ya da müşteri/kullanıcı yorumlarına kadar büyük bir dünyanın yaratılmasını sağlamanız gerekiyor.
Bir süredir bu konular üzerine düşünür, kafa yorarken, dün DotsHub’da tam da bu konuyla ilgili bir etkinlikteydim. Eski Google çalışanları ve eski iş arkadaşları olan Berna Akin Eris ve Ozan Kocak’ın (bugün biri 3rd’de, diğeri DotsHub’da bambaşka görevlerde) sohbeti, dinleyicilerin de katılımıyla kısa sürede interaktif bir ortama dönüştü.
Çok keyifli ve öğretici bir sohbet oldu. SEO’dan GEO’ya uzanan yolda neler değişti, neler aynı kaldı, markalar buradaki gerekliliklerin ne kadar farkında ve bunları ne kadar uyguluyor, bu iş ne kadar zaman alıyor; pek çok konu konuşuldu, derinliklerine inildi.
Berna ve Ozan’ın bu konudaki deneyim ve bilgi birikimlerinden yararlanabilmek gerçekten çok güzeldi ve konuya başka bir açıdan bakmamı sağladı. Bu keyifli sohbet için ikisine de teşekkür etmek isterim.
Bu vakte kadar konu olan marka her ne ise, modellerin o markayla ilgili bilgisi, markayı nereye konumlandırdığı, hatta markayı bilip bilmediği gibi konulara kafa yoruyordum. Marka seçimi de ne kadar önemli, anlatamam: Bülteninize “Cesur Yeni Dünya” diye bir isim seçerseniz, bu sözcükler arandığında elbette bülteninizden önce Aldous Huxley ve onun muhteşem kitabı “Cesur Yeni Dünya (Brave New World)” karşınıza çıkacaktır 😂
Düşünmediğim konu ise benim çalıştığım konulara ya da markama kadar gelebilen kişinin başka neler aradığıydı. Çünkü bu aslında rakiplerinizi ya da bir kullanıcının sizin markanıza veya uzmanlık alanınıza gelene kadar geçtiği yolları, arama niyetini gösterebilecek başka bir veri. Açıkçası bugüne kadar zaman zaman ilgimi çekse de odaklandığım bir konu değildi.
Ama aslında insanlar çok nadiren marka yazıp arar; onları o noktaya getiren bir yolculuk vardır. Acaba blokzincirle mi ilgileniyorlar, ya da Web3, girişim dünyası, YZ? Ya da telekom dünyasındaki uzun tecrübelerimden yola çıkan bir yolculuk mu onları bana kadar getiriyor? Ya da sosyal medya? Instagram, X, LinkedIn; belki postlar, bir bülten, bir video ya da podcast? Ne ararken yolları bana çıkıyordu, ne yazarak başlamışlardı?
Markanızı hangi soruların yanıtı olarak konumlandırdığınız ve modellerin bunu anlamasına imkan tanımanız çok kritik bir konu haline geliyor.
Ama yolu sadece sizin içeriğiniz çizmiyor; modellerin kendi alışkanlıkları da var. Cardiff Üniversitesi’nin EHU ile birlikte yaptığı bir araştırma, modellerin çoğunun kültürel sorularda Japonya’yı öne çıkardığını gösterdi. Araştırmacılar sekiz modele ülke belirtmeden kültürle ilgili sorular sordu; sekiz modelin altısı cevaplarında Japonya’yı belirgin biçimde öne çıkardı. Yani modelden bir festival ya da geleneksel bir yemek önermesini istediğinizde yanıtlar ağırlıkla Japonya’dan geliyor.
Bunun sebebiyle ilgili tahmin yürütmek gerekse, ilk akla gelen “internette Japonya hakkında çok içerik var” olurdu. Ama araştırma tablonun bundan daha katmanlı olduğunu gösteriyor.
Konuya modelin eğitim aşamaları açısından bakalım. Modeller önce internetteki ham veriyi baştan sona okuyarak eğitiliyor. Sonrasında SFT (Supervised Fine-Tuning) dediğimiz aşama devreye giriyor: modele insanların hazırladığı örnek sorular ve “iyi cevaplar” veriliyor, yani model sorulara nasıl yanıt vermesi gerektiğini öğreniyor. Bir sonraki aşama olan hizalamada ise model, olası yanıtlardan hangisinin daha iyi bulunduğunu öğreniyor. Araştırmacılar eğitim aşamaları açık olan bir modelde, aynı soru setinde Japonya’dan bahseden yanıt sayısının nasıl değiştiğine bakmış:
- Ham internet verisiyle eğitilen modelde: 35
- “İyi cevap” örnekleriyle ince ayardan (SFT) sonra: 395
- Tercihlere göre hizalamadan sonra: 478
Yani Japonya’yı anan yanıtlar yaklaşık on bir katına çıkıyor ve bu artış internetteki içerik miktarından değil, modele “makbul cevabın” öğretildiği aşamadan geliyor. Örnek cevapları hazırlayanların tercihleri, modelin varsayılan zevkine dönüşüyor.
Ama dikkat edilmesi gereken bir detay var: araştırmadaki sorular kasıtlı olarak belirsiz, ülke söylenmiyor ve seçim modele bırakılıyor. Model bu boşluğu kendi alışkanlığıyla dolduruyor. Yani soru ne kadar genelse modelin varsayılan zevki o kadar ağır basıyor; soru ne kadar spesifikse, o sorunun cevabı olarak kendini açıkça anlatmış markanın şansı o kadar artıyor. Bu da bizi yine aynı soruya getiriyor: markanız hangi soruların cevabı, ve insanlar size gelirken hangi soruları soruyor?
Bu demek oluyor ki markanın dilini oluşturmak, insanlarda o markayla ilgili bir his, bir perspektif yaratmak, belki markanızla birlikte hatırlanmasını istediğiniz bir değerler bütünü yaratmak, insanlara dokunmak hâlâ çok önemli olsa da, artık markanızı YZ modellerine de öğretmeniz gerekiyor; hem de onların anlayacağı bir dilde 😊
Kaynak: Fernandez de Landa, Perez-Almendros, Camacho-Collados, “Why are all LLMs Obsessed with Japanese Culture?” (Cardiff Üniversitesi, EHU; arXiv, 28.08.2026) https://arxiv.org/abs/2604.21751